Şifalı Bitkiler
Doğadaki Şifalı Bitkileri Tanıtıyoruz
01/10/2026
Yerli telefon çıkt..Daha fazlasını görün
01/10/2026
KOCAM, YEDİ ERKEK ÇOCUĞUMUZU VE BENİ ÖZ KIZ KARDEŞİM İÇİN TERK ETTİ. ÇÜNKÜ KARDEŞİMİN ÇOCUĞU YOKTU VE ONA GÖRE ONUNLA YAŞAMAK ÇOK DAHA KOLAYDI! BOŞANDIKTAN HEMEN SONRA EVLENMEYE KARAR VERDİLER. ANCAK 16 YAŞINDAKİ BÜYÜK OĞLUM, BABASINA ÖYLE BİR DÜĞÜN HEDİYESİ HAZIRLADI Kİ O GÜN YAŞANANLARI HİÇ KİMSE UNUTAMADI! KOCAM, DÜĞÜNDE HERKESİN ÖNÜNDE HEDİYE KUTUSUNU AÇTIĞINDA ÖNCE ÇILGINA DÖNDÜ. ANCAK KUTUNUN DİBİNDEKİ SON ŞEYİ GÖRDÜĞÜNDE YÜZÜ BEMBEYAZ OLDU. ÇÜNKÜ O ŞEYİ YILLAR ÖNCE KENDİ ELLERİYLE HAZIRLAMIŞTI!
Kocam Tamer ile tam 18 yıldır evliydik. Yedi erkek çocuğumuz vardı ve kalabalık ama mutlu bir aile olduğumuzu düşünüyordum.
Ta ki bir akşam kocam mutfağa girip hayatımı altüst eden o sözleri söyleyene kadar.
"Bu işi uzatıp olay çıkarmayalım. Ben gidiyorum. Artık Bade'yle birlikteyim."
Bade benim öz kız kardeşimdi!
Önce yanlış duyduğumu sandım. Ancak Tamer son derece sakindi.
"Artık yoruldum, Nalan. Bu hayattan bıktım. Sürekli ağlayan çocuklardan, bitmek bilmeyen masraflardan ve sorumluluklardan sıkıldım. Bade'nin çocuğu yok. Onunla yaşamak çok daha kolay!"
Duyduklarıma inanamıyordum.
Üstelik altı aydan uzun süredir beni öz kardeşimle aldatıyormuş!
O akşam bavulunu alıp evden ayrıldı. Yedi oğlumuzun kapıda onu izlediğini gördüğümde kalbim paramparça oldu.
Gece çocukları yatırdıktan sonra kız kardeşimi aradım. Hiç değilse özür dilemesini bekliyordum.
Ancak Bade, "Bu kadar büyütme ablacığım. Biz birbirimizi seviyoruz. Herkesin mutlu olmaya hakkı var!" dedi.
Telefonu yüzüne kapattım.
Ardından boşanma süreci başladı.
Yedi çocuğun bütün sorumluluğu omuzlarıma kalmıştı. Her sabah yedi ayrı beslenme çantası hazırlıyor, okullarıyla ilgileniyor, faturaları ödemeye çalışıyordum.
Ama en kötüsü çocuklarımın sorularıydı.
"Anne, babam ne zaman gelecek?"
"Maçıma gelmeyecek mi?"
"Biz yanlış bir şey mi yaptık?"
Her defasında gözyaşlarımı saklayıp onlara sarılıyordum.
Boşanmamızın kesinleştiği gün Tamer'den bir mesaj geldi.
"Bade'yle gelecek ay evleniyoruz. Çocukların da düğüne gelmesini istiyoruz."
Öfkeden deliye dönmüştüm!
Üstelik annemle babam da düğüne katılacaklarını söylemişlerdi.
Anneme neden böyle bir şey yaptığını sorduğumda, "Bade de benim kızım. Onun da mutlu olmaya hakkı var!" diye cevap verdi.
Bunun üzerine, "Bir kızını kaybetmemek için uğraşırken diğer kızını kaybettiğinin farkında bile değilsin!" dedim.
Düğüne kesinlikle gitmeyecektim.
Düğün sabahı çocuklarımla güzel bir gün geçirmeye karar verdim.
Kahvaltı hazırladım. Küçükler salonda battaniyelerden çadır kurdu. Birlikte film izleyecek, patlamış mısır yiyecektik.
Telefonumu sessize aldım.
Tam o sırada 16 yaşındaki büyük oğlum Aras, elinde bantlarla sıkıca kapatılmış bir karton kutuyla aşağı indi.
"Anne, bunu babama göndermek istiyorum."
Şaşkınlıkla baktım.
"Bu da ne?"
"Düğün hediyesi."
Hemen şüphelendim.
"Aras, kutunun içine ne koydun?"
"Merak etme anne. Tehlikeli bir şey yok."
Ne kadar ısrar etsem de içindekileri söylemedi.
Sonunda kabul ettim. Tamer bana ne yapmış olursa olsun, çocuklarımın babalarıyla aralarındaki ilişkiye karışmak istemiyordum.
Bir kurye ayarladım ve kutuyu düğünün yapıldığı restorana gönderdik.
Kutu ulaşmadan hemen önce Aras babasını aradı ve telefonu hoparlöre aldı.
"Babacığım, düğününe gelemediğimiz için kusura bakma. Sana bir hediye gönderdim."
Tamer'in sesi bir anda yumuşadı.
"Gerçekten mi oğlum? Çok teşekkür ederim. Bu benim için çok değerli."
Aras bana baktı.
"Umarım beğenirsin baba."
Sonra telefonu kapattı.
Kutunun içinde ne olduğunu hâlâ bilmiyordum.
Yaklaşık bir saat sonra telefonum çalmaya başladı.
Arayan Tamer'di.
Telefonu açar açmaz bağırmaya başladı.
"NE YAPTIĞINIZI SANIYORSUNUZ SİZ?"
Şaşkınlıkla telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
"Ne diyorsun sen Tamer?"
"O KUTUYU HEMEN BURADAN ALDIR!"
"Ne kutusu? Aras'ın gönderdiği hediye mi?"
"EVET! BUNUN KOMİK OLDUĞUNU MU SANIYORSUNUZ?"
Ne olduğunu anlamamıştım.
Tam o sırada arka plandan Bade'nin sesi geldi.
"Aaa, burada ne yazıyor böyle?"
Tamer öfkeyle bağırdı.
"Bade, bırak şunları!"
Meğer kutuyu bütün davetlilerin önünde açmışlardı.
Telefonun sesini kapatıp oğluma döndüm.
"Aras! Babana ne gönderdin?"
Omuz silkti.
"Bıktığını söylediği şeyleri."
O an kalbim hızla çarpmaya başladı.
Telefonun sesini yeniden açtım.
"Tamer, kutunun içinde ne var?"
Birkaç saniye sustu.
Sonunda konuşmaya başladı.
"Bir emzik var. Oyuncak bir kamyon, market fişleri, okul evrakları, futbol maçlarının programları, küçük bir çorap ve yıllar önce göl kenarında çekildiğimiz aile fotoğrafımız..."
Ardından sesi titreyerek ekledi:
"Üstelik hepsinin üzerinde birer not var!"
Meğer oğlum, babasının bizi terk ederken şikâyet ettiği her şeyin yanına eski aile anılarımızı hatırlatan notlar iliştirmişti.
Emziğin üzerinde, Tamer'in küçük oğlumuzu ilk kez uyutmayı başardığı gün yazıyordu.
Market fişlerinin yanında, çocuklarımızı ilk kez tatile götürmek için aylarca para biriktirdiğimiz anlatılıyordu.
Oyuncak kamyonun üzerinde ise Tamer'in oğullarımızla saatlerce yerde oturup oyun oynadığı günlerden bir hatıra vardı.
Düğündeki davetliler notları tek tek okumaya başlamıştı.
Tamer ise sürekli durmalarını istiyordu.
Oğluma baktığımda gözlerinin dolduğunu gördüm.
O an anladım.
Aras babasından intikam almak istememişti.
Ona, bir zamanlar çok sevdiği ailesini ve kendi isteğiyle terk ettiği çocuklarını hatırlatmak istemişti.
Ancak kutunun dibinde başka bir şey daha vardı.
Tamer'in yıllar önce kendi elleriyle hazırladığı ve çocuklarına verdiği bir sözün kanıtı olan o şeyi Aras özellikle en alta koymuştu.
Bir anda telefondan Bade'nin sesi yükseldi.
"Tamer, BU DA NE? BUNU SEN Mİ YAZDIN?"
Ardından uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Tamer'in annesinin ağlamaklı sesini duydum.
"OĞLUM, SEN BUNU NASIL YAPABİLDİN?"
Telefon elimde donakalmıştım.
Çünkü kutunun dibindeki şeyin ne olduğunu öğrendiğimde ben bile gözyaşlarımı tutamadım...
Hikayenin tamamı ilk yorumda.
01/10/2026
Kendimden 40 yaş büyük adamla evlendim mirası için ilk gecede bunu yaptı..Devamını oku
01/10/2026
55 yaşında dulum kocam erken yaşta vefat etti komşum o gece eve gelip..Devamını oku
01/10/2026
SERVETİNE SAHİP OLMAK İÇİN YALNIZ YAŞAYAN 76 YAŞINDAKİ ZENGİN BİR KADINLA EVLENDİM. ANCAK ÖLÜMÜNDEN SONRA AVUKATI ÖNÜME ESKİ BİR KUTU KOYUP, "DOĞRUDAN ONUN TUZAĞINA DÜŞMÜŞSÜNÜZ! BU KUTUYU, BÜTÜN GERÇEKLERİ ÖĞRENMENİZ İÇİN SİZE BIRAKTI!" DEDİ. KUTUYU AÇIP İÇİNDEKİLERİ GÖRDÜĞÜMDE İSE KANIM DONDU. MEĞER HER ŞEY EN BAŞINDAN BERİ PLANLANMIŞ!
29 yaşındaydım. 76 yaşındaki Müjgan Hanım'la ilk kez Bursa'da bir süpermarketin önünde karşılaştım. Tekerlekli sandalyesiyle otoparktan geçmeye çalışırken bir yandan da ağır alışveriş poşetlerini taşımakta zorlanıyordu.
Yardıma ihtiyacı olmadığını söylese de ısrar ettim. Sonunda poşetlerini taşıyarak ona evine kadar eşlik ettim.
Ancak evini gördüğüm anda olduğum yerde donakaldım.
Karşımda devasa bahçesi olan, son derece gösterişli bir malikâne duruyordu. Hayatım boyunca çalışsam bile böyle bir ev alabileceğimi sanmıyordum. Sohbet ederken Müjgan Hanım, eşi İhsan Bey'in yıllar önce hayatını kaybettiğini, çocuğunun olmadığını ve o koca evde yapayalnız yaşadığını anlattı.
İşte tam o anda aklıma bir fikir geldi.
İtiraf etmekten utanıyorum ama paraya gerçekten çok ihtiyacım vardı. Babam kısa süre önce felç geçirmişti. Annemle babamın bütün masrafları bir anda benim üzerime kalmıştı.
Müjgan Hanım'ı daha sık ziyaret etmeye başladım. Başlangıçta yalnızca iyi olup olmadığını kontrol etmek için uğradığımı söylüyordum. Ev işlerinde yardımcı oluyor, onu yemeğe çıkarıyor ve kendisini bir daha asla yalnız hissetmemesi için elimden geleni yapıyordum.
Müjgan Hanım son derece zeki, esprili ve sohbeti keyifli bir kadındı. Zamanla aramızdaki arkadaşlık beklemediğim şekilde romantik bir ilişkiye dönüştü.
Birlikte dışarı çıktığımızda insanlar bize tuhaf tuhaf bakıyordu. Fakat ikimiz de bu bakışları umursamıyorduk. Tabii benim umursamama sebebim onunkinden çok farklıydı.
Tanışmamızın üzerinden iki yıl geçtiğinde Müjgan Hanım bana evlenme teklif etti. Ben de hiç düşünmeden kabul ettim.
Bana olağanüstü iyi davrandığı için zaman zaman vicdan azabı çekiyordum. Ancak kendimi, onu mutlu ettiğime inandırıyordum. Diğer taraftan aklımdan sürekli o görkemli malikâne, banka hesaplarındaki paralar ve bir gün sahip olacağımı düşündüğüm servet geçiyordu.
Evliliğimiz yaklaşık üç yıl sürdü. Ardından Müjgan Hanım'ın sağlık durumu aniden kötüleşti.
Hayatını kaybettiğinde herkesin karşısında acılı bir eş gibi davranıyordum. Fakat içten içe, yıllardır beklediğim o telefonun ne zaman geleceğini düşünüyordum.
Cenazesinden tam bir hafta sonra avukatı Turgay Bey beni arayarak ofisine davet etti.
Sonunda mirasın paylaşılacağını düşünerek büyük bir heyecanla yanına gittim. Ancak beklediğimin aksine, Turgay Bey masasının üzerine eski bir karton kutu koydu.
"Müjgan Hanım, bu kutuyu size bizzat benim teslim etmemi özellikle istedi."
Kaşlarımı çatarak kutuya baktım.
"Bu da ne? Vasiyetnamesi nerede?"
Turgay Bey kutuyu yavaşça bana doğru itti. Ardından yüzüme dikkatlice bakarak öyle bir şey söyledi ki kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
"Maalesef sandığınız kadar şanslı değilsiniz. Müjgan Hanım'ın kurduğu tuzağa doğrudan düşmüşsünüz. Bu kutuyu, bütün gerçekleri öğrenmeniz için size bıraktı."
Titreyen ellerimle kutunun kapağını kaldırdım. İçinde gördüğüm ilk şey karşısında nefesim kesildi. Çünkü Müjgan Hanım'ın benim hakkımda bildiklerini öğrendiğimde, onunla karşılaşmamızın bile tesadüf olmadığını anlamaya başladım...
Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SIR” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. 👇
01/10/2026
ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ BİR ADAM, KÜÇÜK KIZINA BENİM BAKMAMI İSTEDİĞİ İÇİN BENİMLE EVLENMEM İÇİN YALVARDI. ONUN SON DİLEĞİNİ YERİNE GETİRİP KIZINI KENDİ EVLADIM GİBİ BÜYÜTTÜM. ANCAK EVLİLİĞİMİZİN ÜZERİNDEN TAM BİR YIL GEÇTİĞİNDE KÜÇÜK KIZ BANA BİR KUTU UZATIP, "BABAM BU KUTUYU TAM BUGÜN SANA VERMEMİ SÖYLEDİ. ASLINDA SENİNLE NEDEN EVLENDİĞİNİ HÂLÂ BİLMİYORSUN!" DEDİ. KUTUYU AÇIP İÇİNDEKİLERİ GÖRDÜĞÜMDE ÇIĞLIKLARIM BÜTÜN EVDE YANKILANDI. MEĞER KOCAMIN BENDEN SAKLADIĞI İNANILMAZ BİR SIR VARMIŞ...
Birkaç yıl önce geçirdiğimiz korkunç bir trafik kazasında hem kocamı hem de küçük kızımı kaybettim.
O günden sonra dünyada yapayalnız kaldım. Hayatım paramparça olmuştu. Nasıl yaşamaya devam edeceğimi bile bilmiyordum.
Ancak hayat devam ediyordu. Faturalarımı ödemek ve karnımı doyurmak zorundaydım. Bu yüzden yaşadığım şehirdeki bir hastanede temizlik görevlisi olarak işe başladım.
Yaklaşık iki yıl boyunca orada çalıştım. Kimseyle fazla konuşmuyordum. Zaten insanlarla iletişim kurmak da istemiyordum. Kendimi herkesten tamamen soyutlamıştım.
Ta ki bir yıldan biraz daha uzun bir süre önce hastaneye yeni bir hasta yatırılana kadar...
Adı Yalçın'dı. Kanser hastasıydı ve doktorlar artık iyileşme ihtimalinin kalmadığını söylüyordu. Ancak beni asıl etkileyen, yatağının başından neredeyse hiç ayrılmayan altı yaşlarındaki küçük bir kız çocuğuydu.
Adı İdil'di.
Allah'ım, kaybettiğim kızıma o kadar benziyordu ki ona her baktığımda içim parçalanıyordu!
Her gün okuldan çıktıktan sonra küçük sırt çantasıyla hastaneye geliyor, babasının yanına oturuyor ve ziyaret saatleri bitene kadar onunla vakit geçiriyordu.
Bazen sabahları okula gitmeden önce bile uğruyordu.
Saçları dağınık oluyor, çoğu zaman kahvaltı bile yapmadan geliyordu. Yalçın ise titreyen elleriyle kızının saçlarını örmeye çalışıyor, kendi kahvaltı tepsisindeki yiyecekleri onunla paylaşıyordu.
Bu manzarayı gördükçe yüreğim dayanmıyordu.
Sonunda bir gün yanlarına gidip yardım etmek istediğimi söyledim.
İdil'in saçlarını ördüm, onu hastanenin yemekhanesine götürüp karnını doyurdum. Hatta babasının izniyle birkaç kez kendi arabamla okula bıraktım.
Kısa sürede birbirlerinden başka kimselerinin olmadığını öğrendim.
İşte Yalçın ve İdil'le yakınlığımız böyle başladı.
Yalçın, zamanla bana hayat hikâyesini anlattı. Eşi, İdil'i dünyaya getirirken hayatını kaybetmişti. O günden beri kızını tek başına büyütüyordu.
Giderek daha fazla vakit geçirmeye başladık. Bazen hastane odasında birlikte çay içiyor, küçük atıştırmalıklar eşliğinde saatlerce sohbet ediyorduk.
Nasıl olduğunu bilmiyorum ama onların yanında yeniden gülümsemeye başlamıştım.
Uzun zamandır ilk kez yaşadığımı hissediyordum.
Bir gün İdil okuldayken Yalçın aniden elimi tuttu.
"Lütfen benimle evlen!" dedi.
Duyduklarım karşısında olduğum yerde donakaldım.
"Ama Yalçın, birbirimizi doğru düzgün tanımıyoruz bile!"
Yüzüme bakıp hafifçe gülümsedi.
"Sana yalvarıyorum. Benimle evlen. Biliyorum, birbirimizi tanıyalı fazla olmadı ama sana âşık oldum. Her şeyden önemlisi, ben öldükten sonra kızımın onu gerçekten seven birinin yanında olacağını bilmek istiyorum. Benimle evlenirsen evimizde yaşamaya devam edebilir, sana bırakacağım imkânlarla İdil'e bakabilirsin."
Söyledikleri karşısında gözyaşlarımı tutamadım.
Kısacık bir sürede Yalçın ve İdil hayatımın en önemli iki insanı hâline gelmişti.
İdil'e baktığımda kendi kızımı görüyordum. Onun da annesiz ve babasız kalmasına gönlüm razı olmadı.
Sonunda Yalçın'ın teklifini kabul ettim.
Nikâhımızı hastane odasında kıydık. O gün İdil mutluluktan havalara uçuyordu.
Bana sarılıp babasının son günlerinde artık yalnız kalmayacağı için ne kadar mutlu olduğunu söyledi.
Ancak mutluluğumuz fazla uzun sürmedi.
Düğünümüzden sadece iki hafta sonra Yalçın hayatını kaybetti.
Onun ardından gerçekten çok ağladım. Bir kez daha sevdiğim bir insanı toprağa vermek zorunda kalmıştım.
Daha sonra gerekli resmî işlemleri tamamlayarak İdil'in yasal vasisi oldum.
Yalçın'ın bize bıraktığı evde yaşamaya devam ettik.
İdil'le aramızda inanılmaz bir bağ oluşmuştu. Onu kendi öz kızım gibi seviyordum. O da bana anne demeye başlamıştı.
Aradan tam bir yıl geçti.
Yalçın'la evlendiğim için bir gün bile pişmanlık duymadım. Çünkü İdil sayesinde hayata yeniden tutunmuştum.
Ancak son birkaç gündür küçük kızımın davranışlarında tuhaf bir değişiklik fark ediyordum.
Eskisi kadar konuşmuyor, sürekli düşünceli bir şekilde odasında oturuyordu.
Defalarca bir sorunu olup olmadığını sordum ama her seferinde konuyu değiştirdi.
Dün akşam mutfakta yemek hazırlarken yanıma geldi.
Elinde daha önce hiç görmediğim küçük bir kutu vardı.
Kutuyu bana uzatırken gözlerimin içine baktı.
"Babam bu kutuyu tam bugün sana vermemi söyledi. Sen aslında babamın neden özellikle seninle evlenmek istediğini hâlâ bilmiyorsun!"
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.
Titreyen ellerimle kutuyu açtım.
İçindekileri gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü. Kendimi güçlükle mutfaktaki sandalyeye bıraktım...
Devamı ilk yorumlarda.
01/10/2026
DOKUZ AYLIK HAMİLEYKEN KOCAM BENİ BUZ TUTMUŞ BİR UÇURUMDAN AŞAĞI İTTİ. MEĞER AMACI, BEN ÖLDÜKTEN SONRA 50 MİLYON DOLARLIK HAYAT SİGORTAMIN PARASINI ALIP SEVGİLİSİYLE YENİ BİR HAYAT KURMAKMIŞ! HERKES BENİ ÖLDÜ SANIYORDU. KOCAM İSE CENAZEMDE GİZLİ SEVGİLİSİYLE YAN YANA DURUP GÜLÜMSÜYORDU. ANCAK BİLMEDİĞİ BİR ŞEY VARDI: BEN HÂLÂ HAYATTAYDIM! ÜSTELİK ONDAN İNTİKAM ALMAK İÇİN GERİ DÖNECEKTİM. FAKAT UÇURUMUN DİBİNDE YAŞADIĞIM OLAY, KOCAMIN PLANININ DÜŞÜNDÜĞÜMDEN ÇOK DAHA KORKUNÇ OLDUĞUNU ORTAYA ÇIKARACAKTI...
Kocam Koray'ın benim için düzenlenen cenaze töreninde tek bir damla bile gözyaşı dökmediğini sonradan öğrendim.
"İkisi de orada donup öldü. O işe yaramaz kadın sonunda hak ettiğini buldu!" demiş.
Bu sözleri öğrendiğimde içim parçalandı. Çünkü yalnızca birkaç saat önce, dokuz aylık hamile hâlimle onun yanında durmuş, tartışmayı bırakıp beni eve götürmesi için yalvarmıştım.
Her şey, Koray'ın beni romantik bir kış tatiline götürmek istemesiyle başlamıştı.
Doğumuma sayılı günler kalmıştı. Başlangıçta bu yolculuğa çıkmak istememiştim. Ancak Koray, bebeğimiz dünyaya gelmeden önce baş başa vakit geçirmemiz gerektiğini söyleyerek beni ikna etmişti.
O gün dağlık bir bölgede yürüyüşe çıktık.
Hava dondurucu soğuktu. Şiddetli rüzgâr yüzüme çarpıyor, kar ayaklarımın altında birikiyordu.
Karnımın ağırlığı yüzünden yürümekte zorlanıyordum.
Koray ise sürekli tartışma çıkarıyor ve beni fark ettirmeden uçurumun kenarına doğru götürüyordu.
Artık dayanamayacağımı söyleyip eve dönmek istedim.
Tam arkamı döneceğim sırada beni bütün gücüyle itti!
Ayaklarım yerden kesildi. Çığlık atarak aşağıya yuvarlanırken çaresizce tutunacak bir şey aradım.
Son bir kez başımı kaldırıp yukarıya baktığımda Koray'ı gördüm.
Gülümsüyordu!
"Merak etme! Sen de bebeğin de fazla acı çekmeyeceksiniz!" diye bağırdı.
Ardından kendimi korkunç bir boşluğun içinde buldum.
Birkaç saniye sonra uçurumun ortasındaki dar bir kaya çıkıntısına çarptım.
Bütün vücudum acı içindeydi. Ancak aklımdaki tek şey bebeğimdi.
İki elimle karnımı kavradım.
"Dayan oğlum! Ne olur dayan!" diye fısıldadım.
Kar üzerime yağmaya devam ediyordu. Parmaklarımı artık hissedemiyordum.
Tam gözlerimi kapatmak üzereyken yukarıdan konuşma sesleri duydum.
Koray hâlâ oradaydı!
Üstelik yanında başka biri vardı.
Bu kişi, aylardır yalnızca asistanı olduğunu söylediği İrem'di!
"Öldüğünden emin misin?" diye sordu İrem.
Koray kahkaha attı.
"Bu işin sonunda alacağımız parayı düşünürsek ölmüş olsa iyi olur!"
İşte o an her şeyi anladım.
Koray beni öldürmeyi önceden planlamıştı. Üstelik doğmamış oğlumuzun hayatını bile hiçe saymıştı!
Ben onunla mutlu bir aile kuracağımızı düşünürken o, sevgilisiyle birlikte benim ölümümden kazanacağı paranın hesabını yapıyordu.
Bir süre sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Beni orada ölüme terk edip gittiler!
Yaklaşık iki saat boyunca soğukla mücadele ettim. Gözlerim sürekli kapanıyor, bilincimi kaybediyordum.
Artık dayanacak gücüm kalmadığında karnımda hafif bir hareket hissettim.
Bebeğim yaşıyordu!
Onun için mücadele etmek zorundaydım.
Tam bütün umutlarımı kaybetmişken karanlığın içinden güçlü bir ışık belirdi.
Önce hayal gördüğümü sandım.
Ancak birkaç saniye sonra bir helikopterin sesini duydum.
Başımı güçlükle kaldırdığımda yukarıdan bir kurtarma görevlisinin halatla aşağıya indiğini gördüm.
Adam dar kaya çıkıntısına ulaşır ulaşmaz yanıma koştu.
Ancak yüzüme baktığı anda olduğu yerde donakaldı!
Önce karnıma, ardından gözlerimin içine baktı. Telsizine uzanırken yüzündeki ifade bir anda değişti..
Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SIR” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. 👇
30/09/2026
60 YILLIK EŞİMİ TOPRAĞA VERDİKTEN SONRA AVUKATI KAPIMA GELİP BANA BİR MEKTUP UZATTI VE "SİZ ASLINDA HİÇ EVLENMEMİŞSİNİZ!" DEDİ. EŞİMİN SON MEKTUBUNU AÇIP OKUDUĞUMDA İSE ÇIĞLIKLARIM BÜTÜN EVDE YANKILANDI. MEĞER 60 YILDIR BİRLİKTE YAŞADIĞIM KADIN, BENDEN HAYATIMI ALTÜST EDECEK KADAR BÜYÜK BİR SIR SAKLAMIŞ!
86 yaşındayım. Birkaç gün önce hayatımın aşkı olan eşim Nermin'i kaybettim.
Tam 60 yıl boyunca aynı yastığa baş koyduk. Üç çocuk büyüttük, beş torun sahibi olduk. Birlikte yaşlandık ve birbirimize olan sevgimizi hiçbir zaman kaybetmedik.
Nermin'le üniversite yıllarında tanışmıştım. Onu ilk gördüğüm an, hayatımın geri kalanını bu kadınla geçirmek istediğimi anlamıştım.
Tam bir yıl peşinden koştum. Sonunda benimle çıkmayı kabul ettiğinde dünyanın en mutlu adamı olmuştum.
Kısa bir süre sonra askere gitmem gerekti. Ondan ayrı kalmaya dayanamayacağımı biliyordum. Gitmeden önce evlenme teklif ettim.
Nermin hiç tereddüt etmeden kabul etti.
Düğünümüz oldukça mütevazıydı. Üzerinde küçük çiçeklerle süslenmiş sade bir elbise vardı. Nikâhımızın ardından yol kenarındaki küçük bir lokantada yemek yemiştik.
Cebimizde neredeyse hiç para yoktu ama geleceğe dair kocaman hayallerimiz vardı.
Birkaç gün sonra askere gittim. Askerliğim boyunca birbirimize mektuplar yazdık. Onun gönderdiği her mektubu defalarca okuduğumu hatırlıyorum.
Yaklaşık bir yıl sonra evime, çok sevdiğim eşimin yanına döndüm.
O günden sonra tam 60 yıl boyunca birbirimizden hiç ayrılmadık.
Bu yıl evliliğimizin 60. yıl dönümünü kutladık. Nermin bana sarılıp hayatındaki en güzel yılları benimle geçirdiğini söyledi.
Ancak birkaç hafta sonra hastalandı. Durumu hızla kötüleşti ve bir gece, elini avuçlarımın arasında tutarken son nefesini verdi.
O gün benim de hayatımın bir parçası öldü.
Cenazenin ardından evimiz dayanılmaz derecede sessizleşti. Onun oturduğu koltuğa, mutfakta kullandığı fincana bile bakamıyordum.
Derken birkaç gün sonra kapım çalındı.
Karşımda hiç tanımadığım, takım elbiseli bir adam duruyordu.
Kendisini Nermin'in avukatı olarak tanıttı. Eşimin bir avukat tuttuğundan haberim bile yoktu.
Elindeki zarfı bana uzatarak, "Beyefendi, eşiniz bu mektubu yalnızca ölümünden sonra size teslim etmem için bana çok özel talimatlar verdi," dedi.
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Ne mektubu? Benim eşimin sizden ne saklaması olabilir?"
Adam derin bir nefes aldı. Ardından hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi kurdu:
"Beyefendi, bunu söylemek benim için de kolay değil ama siz ve Nermin Hanım aslında hiçbir zaman resmen evlenmemişsiniz!"
Dizlerimin bağı çözüldü.
"Ne demek evlenmedik? Biz tam 60 yıldır karı kocayız! Çocuklarımız, torunlarımız var! Bu nasıl mümkün olabilir?"
Avukat gözlerini kaçırdı.
"Bütün cevaplar o zarfın içinde. Eşiniz gerçeği kendi ağzından öğrenmenizi istedi."
Titreyen ellerimle zarfı açtım.
İçinden eski bir fotoğraf, sararmış bir belge ve Nermin'in el yazısıyla yazılmış birkaç sayfalık bir mektup çıktı.
Fotoğrafa baktığımda kalbim hızla çarpmaya başladı. Çünkü fotoğraftaki adamı tanıyordum.
Ama onun Nermin'le ne ilgisi olabileceğini anlayamıyordum.
Ardından sararmış belgeyi elime aldım. Üzerindeki tarihi ve isimleri okuduğumda nefesim kesildi.
Son olarak Nermin'in mektubunu açtım.
İlk satırda, "Sevgilim, sana 60 yıldır söylemeye cesaret edemediğim gerçeği artık öğrenmek zorundasın. O gün nikâh masasına oturduğumuzda her şey sandığın gibi değildi..." yazıyordu.
Mektubu okumaya devam ettikçe ellerim daha da titremeye başladı.
Son sayfaya geldiğimde artık gözyaşlarımı tutamıyordum.
"Allah'ım Nermin! Sen aslında kimdin? Bunca yıl bana nasıl yalan söyleyebildin?" diye bağırdım.
Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SIR” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. 👇
30/09/2026
Doktorlar ceviz yemen....Devamını oku
30/09/2026
ÜVEY BABAM, ANNEMİ KAYBETTİKTEN SONRA BENİ KENDİ KIZI GİBİ BÜYÜTTÜ. ANCAK ÖLMEDEN SADECE BİRKAÇ SAAT ÖNCE ELİMİ SIKICA TUTUP, "SANA HAYATIN BOYUNCA SAKLADIĞIM BİR ŞEY VAR. GERÇEĞİ ÖĞRENDİĞİNDE BELKİ DE BENDEN NEFRET EDECEKSİN!" DEDİ. SON NEFESİNİ VERMEDEN ÖNCE AVUCUMA BİR ADRES TUTUŞTURDU. O ADRESE GİDİP KAPIYI AÇAN KİŞİYİ GÖRDÜĞÜMDE İSE ÇIĞLIK ATMAMAK İÇİN KENDİMİ ZOR TUTTUM. MEĞER BÜTÜN HAYATIM KOCAMAN BİR YALAN ÜZERİNE KURULMUŞ!
Üvey babam Fikret, annemle evlendiğinde henüz dört yaşındaydım. Annemi kısa bir süre sonra kaybettim ama Fikret beni hiçbir zaman terk etmedi.
Beni öz kızı gibi büyüttü. Düğünümde koluma girip beni nikâh masasına götürdü. Kızım dünyaya geldiğinde mutluluktan gözyaşlarına boğuldu. Hatta ben yetişkin bir kadın olduktan sonra bile çocukken çok sevdiğim elmalı krepleri yapıp bana sürpriz yapardı.
Fikret benim için yalnızca üvey babam değildi.
O benim gerçek babamdı.
Bu yüzden sağlığı hızla kötüleşmeye başladığında hastanedeki yatağının başından neredeyse hiç ayrılmadım.
Doktorun babamın yalnızca birkaç saatlik ömrü kaldığını söylediği gece, Fikret aniden bileğimi yakaladı.
"Bana söz ver kızım. Benden nefret etmeye karar vermeden önce her şeyi dinleyeceksin."
"Ben senden asla nefret edemem baba!"
Buz gibi olmuş parmakları bileğimi daha da sıkı kavradı.
"Sana hayatın boyunca yalan söyledim. Çocukluğun hakkında bildiğin her şey ve benim gerçekte kim olduğum... Hepsi yalan!"
Söylediklerini duyduğumda başım dönmeye başladı. Yine de gergin bir şekilde gülümsemeye çalıştım.
"Baba, ne söylediğinin farkında mısın? İstersen doktoru çağırayım."
Fikret yavaşça başını iki yana salladı.
"Aklım son derece yerinde. Gitmeden önce gerçeği öğrenmeni istiyorum. Birisi bana bunu ölene kadar saklamam için yalvardı ama artık susamam!"
Kafamın içinde yüzlerce soru dolaşıyordu. Ancak tek bir soru bile soramadan babam, titreyen elleriyle katlanmış bir kâğıdı avucuma sıkıştırdı.
"Hemen bu adrese git!"
Kirli sakallarının arasından süzülen gözyaşları yastığına damlıyordu.
Bunlar babamın bana söylediği son sözler oldu.
Ne yapacağımı bilemeden hastane koridoruna çıktım. Titreyen ellerimle kâğıdı açtığımda üzerinde yalnızca bir adres yazılı olduğunu gördüm.
Üstelik bu adres, babamın evine oldukça yakındı. Neredeyse bütün çocukluğumu geçirdiğim mahalleden yalnızca birkaç sokak uzaklıktaydı.
İçimdeki bir ses gitmememi söylüyordu. Ancak babamın son isteğini görmezden gelemezdim.
Yirmi dakika sonra sıradan görünen, iki katlı bir evin önünde arabamı durdurdum.
Saat oldukça geçti. Kapıya doğru yürürken, hiç tanımadığım insanları gecenin bu saatinde rahatsız ettiğim için nasıl özür dileyeceğimi düşünüyordum.
Ancak zile basmak için elimi uzattığım anda kapı kendiliğinden açıldı.
Karşımda duran kişiyi gördüğümde olduğum yere çakıldım!
Çünkü o yüzü tanıyordum. Hem de hayatım boyunca unutamayacağım kadar iyi tanıyordum!
"Bu... Bu nasıl mümkün olabilir?" diye fısıldadım.
Karşımdaki kişi ise sanki geleceğimi önceden biliyormuş gibi sakince bana baktı.
"Baban sonunda seni buraya gönderdi, demek..."
O an dizlerimin bağı çözüldü. Babamın yıllardır sakladığı sırrın, yalnızca geçmişimle değil, annemin ölümüyle de ilgili olabileceğini henüz bilmiyordum..
Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SIR” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. 👇
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Website
Address
Istanbul
003414
Alerts
Be the first to know and let us send you an email when Şifalı Bitkiler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.